Gabriel Florent Auguste de Choiseul-Gouffier’nin, Voyage pittoresque de la Grèce (1782-1822) adlı eserinde yayınlanmış üç parça bakır baskı gravür.

Aeolis’in sikkeleri (Médailles des Villes d’Eolide) (1809), Abydos antik kentinin yanındaki cami (Mosquée de Nagara) ve Eksamil’de (Çanakkale-Gelibolu yakınlarında) (1822), Lisimahos’un mezarı olduğu varsayılan tepe (Tombeau de Lysimaque) (1822).

Kök boyayla elle renklendirilmiş.

44 x 28 cm.


Kondisyon: 10/10


Provenance: S. E. koleksiyonu


Değerlendirme notu:

Müzayedeye sunduğumuz gravürlerde adı geçen Aiolis (Eolide), Batı Anadolu’nun kabaca kuzey bölgesinin antik adıdır. Yerleşim, Gediz Nehri kuzeyinden Bakırçay güneyine uzanan bölgedir. Doğusu Yunt Dağları ve Dumanlı Dağ, batıda ise Çandarlı Körfezi ile sınırlanır. Ayrıca Midilli Adası da bölgenin sınırlarına girer. Herodotos, 12 adet Aiol kenti sayar: Kyme, Larissa, Neonteikhıs, Temnos, Killa, Notion, Aigiroessa, Pitane, Aigai, Myrina, Grynaion, Smyrna. Bu kentlerin, MÖ 1050 yılı civarında Yunanistan’dan bölgeye gelen Aioller tarafından kurulduğu söylenmektedir. Bölge coğrafi konum olarak Adramyttenos Kolpos (Edremit Körfezi) ve güneye doğru İzmir körfezine kadar uzanan sahil şeridini içine almaktadır. Aeolis’in başkenti Kyme’dir. Bu yerleşim Aelois kentlerinin en büyüğüdür.

Abidos veya Abydos ise Çanakkale Boğazı’nda Nara Burnu’nun doğusunda yer alan antik kenttir. Sestos antik kenti ile karşılıklı olarak boğazın dar bir noktasına kurulmuştur. Kent, Hero ile Leandros’un hikâyesiyle bilinir. Abydos kenti, bir Miletos kolonisi olarak kurulmuştur. Antik Çağ’ın Hero ile Leandros arasındaki efsanevi aşk hikâyesi Abydos’ta geçmiştir. Efsaneye göre, Abydoslu genç Leandros karşı kıyıda yaşayan sevgilisi rahibe Hero’ya kavuşmak için boğazı yüzerek geçiyordu. Leandros rüzgârlı ve fırtınalı bir gecede meşalenin ışığı söndüğünden boğazın azgın sularına kapılıp can vermiştir. Bu sahne Abydos’un Roma İmparatorluk dönemi sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir.

Lisimahos (Lysimachus, MÖ 360 – MÖ 281) Büyük İskender döneminde Makedonya Krallığı’nda İskender’in valilerinden biri olarak görev yapmış olan Teselyalı bir general ve yöneticidir. Büyük İskender’in ölümünden 15 yıl sonra, MÖ 306’da Trakya, Anadolu ve Makedonya’da hüküm sürmeye başlamıştır. Büyük İskender ile Lisimahos arasındaki ilişkilerin betimlendiği tarihi kaynaklarda İskender’in bir sebepten ötürü Lisimahos’u cezalandırmak için, onu bir aslanın karşısına atıp kilitlediği ve Lisimahos’un bu vahşi hayvanı çıplak elleriyle öldürdüğü ifade edilmektedir. Bu olay akabinde Lisimahos, Büyük İskender’in saygısını kazanmış ve yakın koruması olmuştur. Büyük İskender’in ölümünden sonra Trakya’nın yöneticiliğine getirilmiştir. MÖ 309’da Chersonese’yi [Gelibolu Yarımadası] anakaraya bağlayan bölgede komuta konumunda antik kentini kurmuş ve Odrysses’e karşı bir siper oluşturmuştur. Ordusu ile Anadolu’ya giren I. Seleukos’un karşısına çıkan Kral Lisimahos MÖ 281’de Korupedyon Muharebesi’nde yenilmiş ve öldürülmüştür.

Gravürlerin yapımcısı Kont Marie-Gabriel-Florent-Auguste de Choiseul-Gouffier (1752-1817), 1789 Fransız Devriminden önceki son İstanbul büyükelçisidir.

Antik çağ arkeolojisi ve tarihine âşık olan Kont Gouffier, aralarında Fransız ressam Jean-Baptiste Hilair’in de bulunduğu bir grup sanatçı ve bilim insanıyla 1776 yılında Ege seyahatine çıkar Seyahatin amacı bir yandan antik harabelerin görünümünü çizmek öte yandan çağdaş yunanlıların yaşam biçimlerini kaydetmektir. Ayrıca bu seyahatin Ege Denizinde uzun süredir devam eden Osmanlı-Rus gerginliğine dair durumu yerinde gözlemlemek gibi bir siyasi amacı da vardı. On iki ay süren bu ilk yolculuğun meyvesi olarak 1782’de hayranlık uyandıran gravürlerle bezeli anıtsal bir eser yayınlandı. Doğu’nun büyüleyici evreni bu eserin başlıca unsuru olan görüntünün yenilikçi tekniği aracılığı ile Avrupalı okurun gözünde capcanlı olarak sergilenmiştir.

Gouffier, “Voyage-Pittoresque de la Grèce (1782)” adını verdiği kitabının yayınlanmasından iki yıl sonra (1784’de) İstanbul’a büyükelçi olarak atanır ve Temmuz 1785’te İstanbul’a varır ve daha sonra büyükelçi unvanıyla Anadolu, Ege, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Mısır’ı kapsayan seyahatine çıkar. Hilair’in yanısıra Fransız ünlü suluboya ressamı Cassas’ı da himayesine alır. Bu gezilerin sonunda Voyage-Pittoresque de la Gréce kitabına ek olarak Voyage-Pittoresque en Syrie, de la Phoénicie, de la Palaestine, et la Basse Aegypte kitabı Cassas’ın imzasıyla yayınlanır. Büyükelçi Gouffier, Cassas’ın resimlediği Atina Akropolünü ziyaret eder ve akropolün kabartma ve heykelleri (Hilar’in betimlediği gibi) İstanbul’dan gemiye yükleterek Fransa’ya gönderir. 1789’daki Fransız Devrimine karşı çıkan Gouffier geri çağırılmasına karşın Paris’e dönmez (1792’de) Rusya’ya kaçar. 1802 yılına yani Paris’e dönene kadar II. Katerina’nın himayesinde Sanat Akademisi ve İmparatorluk Kütüphanesi’nin yöneticiliğini yapar.

1785 yılının Temmuz ayında İstanbul’a varan Comte de Gouffier Fransa hükümdarının kendisine verdiği Babıali ile ilişkin diplomatik görevle Doğu’ya ikinci seyahatini gerçekleştirmiş olur. Kendisine eşlik eden yada onun hesabına görevler üstlenen arkeolog, ressam, çizer, gökbilimci, gravürcü ve daha birçok bilimadamı ile birlikte Yunanistan’ın hem anakara hem adalar kısmında yıllarca sürecek olan son derece zahmetli bir araştırmaya koyulurlar. Gouffier bu defa büyükelçi unvanıyla Anadolu, Ege, Kıbrıs, Suriye, Filistin ve Mısır’ı kapsayan seyahatine çıkar. Hilair’in yanısıra Fransız ünlü suluboya ressamı Cassas’ı da himayesine alan Gouffier, Voyage en Syrie, de la Phoénicie, de la Palaestine, et la Basse Aegypte ve Voyage-Pittoresque de la Gréce adını verdiği kitabını yayınlar. Büyükelçi Cassas’ın resimlediği Atina Akropolünü ziyaret eder ve akropolün kabartma ve heykelleri (Hilar’in betimlendiği gibi) İstanbul’dan gemiye yükleterek Fransa’ya gönderir. 1789’daki Fransız Devrimine karşı çıkan Gouffier geri çağırılmasına karşın Paris’e dönmez (1792’de) Rusya’ya kaçar. 1802 yılına yani Paris’e dönene kadar II. Katerina’nın himayesinde Sanat Akademisi ve İmparatorluk Kütüphanesi’nin yöneticiliğini yapar.

Gouffier, Fransa’ya ancak Restorasyon döneminde döner ve Eşitler Meclisi (Chambre des Pairs) üyesi olarak bakan mevkiine gelir. Evini Akropolis’teki Erechtheion tapınağı uslubunda yaptırır, “Yunan dili oteli” adlı devrim öncesi gizli örgütte başkanlık yapar ve 1809’da eserinin ikinci cildini yayınlar. 1817’de üçüncü cildin hazırlığını bitiremeden ölür. Özellikle Truva yöresi ile ilgili topoğrafya, tarihî anıtlar, buluntular, yazıtlar ve sikkelere ayrılmış olan üçüncü cilt, tamamen Barbié du Bocage ve Letronne’un editörlüğünden geçerek 1822 yılında yayınlanır. Osmanlı İmparatorluğunun başkentinde kaldığı süre içinde Choiseul-Gouffier bir yandan gezilerinde yaptığı eskiz ve desenleri tamamlayacak mimar, arkeolog, çizer, edebiyatçılardan meydana gelen koca bir ekip kurmuş, öte yandan ise özellikle Atina ve etrafındaki geniş çevreden büyük sayıda arkeolojik eserin elde edilmesi, paketlenmesi ve taşınması için sayısız seferler düzenlemişti. Zengin arkeolojik koleksiyonu Louvre müzesi ve özel koleksiyonculara satıldı.

Çağdaş araştırmacılar tarafından kişiliği pek tartışılan Choiseul-Gouffier bir yandan antik yunan görkeminin büyük bir hayranıdır, öte yandan siyasi kariyeri süresince Babıali ile Fransa ve öteki siyasal güçler arasındaki dengenin sağlanabilmesi uğruna gitgide çağdaş Yunanlıların sert bir eleştirmeni konumuna gelir. Bu tavrı yapıtının 1842 yılında ölümünden sonra yapılan yeni baskısında da ortaya çıkar. Yeni baskının başlığı Voyage pittoresque dans l’empire Ottoman, en Grèce diye değiştirilir.