Şadırvan, kağıt üzerine sulu boya, Osmanlıca imzalı, 36 x 27 cm. (57 x 48 cm. ), 1928.
İmzaya ilave olarak Osmanlıca harflerle 1928 - 3 Temmuz Salı tarihi ve Üsküdar-Çinili Camii notu kaydedilmiş.
Kondisyon: 10/10
Provenance: G.B. Koleksiyonu
Değerlendirme notu:
Osman Asaf (Bora) (1868-1938) Saraybosna’da doğdu, 20’li yaşlarında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydoldu. İlk öğrencileri arasında bulunduğu Sanay-i Nefise’den mezun olan sanatçı, Osmanlı’daki ilk sanatçı topluluğu olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında bulundu. Cemiyetin yayın organı olan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti mecmuasının sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Savaşın yaşandığı dönemde, Balıkesir, Bandırma’da Belediye Başkanlığı yaptı.
Cumhuriyet döneminde Numune-i Terakki Mektebi’nden başlayarak birçok rüştiye ve lisede resim öğretmenliği yapan sanatçı, 1932 yılında Pertevniyal Lisesi’nden emekliye ayrıldı. Osman Asaf, ölümüne yakın çıkarılan soyadı kanunu gereği Bora soyadını aldı. 1935 yılının Kasım ayında, Kadıköy Kızıltoprak’taki evinde vefat etti.
Osman Asaf Bora’nın resimlerinde konularının çıkış kaynağı doğadır. Manzaralarını açık havada gözlemleyerek resmetmektedir. Bu bakımdan, Hoca Ali Rıza kuşağının tarihsel ve kırsal doğayı betimleme eğilimine Osman Asaf’ın da kendine özgü renk zenginliği ile katıldığı söylenebilir. İstanbul’un doğasından yapmış olduğu manzaralar, Osman Asaf’ın en önemli yapıtlarını oluşturmaktadır. Sanatçı İstanbul semtlerini, eski konakları, ağaçlı yolları, kayalıkları titiz bir tasvir duygusuyla saptamıştır. Genellikle çalışmalarında figüre çok az yer verir. Sınırsız bir boşluk içinde uzayıp giden doğa kadar cami, türbe, çeşme, harabe, köprü, konak, kız kulesi gibi mimari yapılara da resimlerinde yer verir. Yağlıboya tekniğini erken dönemde çalıştığı eserlerinde daha çok tercih etmiştir. Sağlık sorunları sebebi ile daha sonraki eserlerinde suyla karıştırılan ve kokusu yağlıboya kadar yoğun olmayan guaj ve suluboya tekniğinde çalışmalar yapmıştır. Uyguladığı teknikler her biri kendi içinde ayrı bir değer taşımakla birlikte suluboya tekniğinde yapmış olduğu eserlerle farklı bir yetkinlik gösterir.
-
Ayasofya, Osmanlıca harflerle imzalı, tuval üzerine yağlı boya, 1902. Ölçü: 73 x 54,5 cm. (Çerçeveli, 104 x 85 cm.) Antika, varaklı ahşap çerçeve içinde...
Kondisyon: 10/10
Provenance: Y. C. koleksiyonu
Değerlendirme notu: Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi sanat tarihimizin önde gelen isimlerinden Şevket Dağ (1875-1944), 1875 yılında İstanbul'un Küçük Mustafa Paşa Mahallesi'nde dünyaya geldi. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk Türk öğrencilerinden biri olarak Osman Hamdi Bey, Alexandre Vallaury ve Salvatore Valeri gibi isimlerden ders aldı. 1897 yılında okuldan birincilikle mezun oldu. Mezun olduktan sonra Evkaf'ta (Vakıflar İdaresi) memur olarak göreve başladı. İlk ve tek kişisel sergisini İstanbul Kuyucu Murat Paşa Türbesi’nin yakınlarında yer alan bir muhallebici dükkânında açtı. 1902 yılında yani mezuniyetinden 5 yıl sonra Pera sergisine katıldı. Bu tarihten itibaren ölümüne dek Pera sergileri, Galatasaray sergileri, Ankara Resim sergileri ve Devlet Resim Heykel sergileri dahil toplam 54 sergide yaklaşık 250 eserini sergiledi. Ayrıca Atina, Münih, Sofya, Brüksel, Paris, New York gibi şehirlerde düzenlenen sergilere katılarak, uluslararası sanat çevrelerinde tanındı. Bu sergilerde çeşitli ödüller ve madalyalar kazandı. 1909 yılında Galatasaray Lisesi’nde okulun müdürü olan Tevfik Fikret'in isteği üzerine resim öğretmenliği yapmaya başlayan sanatçı, aynı yıl kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra İstanbul Darülmuallimin'de (İstanbul Erkek Öğretmen Okulu) öğretmenliğe devam etti. Yaşamının son yıllarında politika ile ilgilenerek Konya ve Siirt milletvekilliği görevinde bulundu. Resim hayatının ilk dönemlerinde natürmortlar ve portreler yapsa da daha sonra iç mekanlara yöneldi. Bu alandaki ilk yapıtı, Yeni Camii’nin içinden bir parçayı tuvaline aktardığı resimdir. Şevket Dağ, iç mekan resimlerine yöneldiği ilk yıllarda, 8 yıl aralıksız Ayasofya’da etüt çalışmaları yaptı. Rüstem Paşa Cami ve Kapalıçarşı da tuvaline aktarmayı sevdiği mekanlardı. Mekanlarda ışık ve gölge karşıtlığını kullanmakta ustaydı. Kullandığı ışık ile dini mekanların kutsal ve loş atmosferini izleyiciye hissettirmeyi amaçladı. Eserlerinde çini sanatına, sedef kakma detaylı kapı örneklerine ve kültürel objelere mutlaka yer verdi. Müzayedeye sunduğumuz eserde Ayasofya'nın iç mekanı resmedilmiştir.